“ANNECİĞİM BANA YARDIM ET”

Bir Bedel ve Bağımlılık Hikayesi ...

        Mertcan doğduğunda ailesi çok mutlu olmuştu. Aslında doğumu biraz zor geçmiş, altı hafta erken gelmişti Mertcan. Hamilelik süreci de biraz zor geçmişti… Mertcan bir “Tüp Bebek” idi.  

Ailesi çok endişelenmişti ama sağ salim bir erkek çocuğuna kavuşmuşlardı. O bebeği çok istemişlerdi. Onunla ilgili çoktan planlar yapmışlardı. Ne de olsa imkanları vardı. Babası operatör doktor, annesi Ayla Hanım ise yazar idi. Nüfuslu bir aileden geliyordu. Mertcan onların tek ve biricik çocuğuydu. O her şeyi hak ediyordu.

Ormanın içinde, güzel villalardan oluşan bir sitede oturuyorlardı. Güzel ve varlıklı insanların yaşadığı “güzel hayatlar!” sürdürdüğü bir siteydi. Kreşi, sosyal tesisleri, bakıcılar vs. vardı.  Ebeveynlerine göre, iyi bir çocuk yetiştirmek için ideal imkanlar vardı. 

        Mertcan biraz çekingen bir çocuktu.  Herkes ile konuşmazdı, hatta biraz geç konuşmaya başlayınca annesi endişelendi. Hemen çocuk psikoloğuna götürdü, ‘Bu çocukta ne var acaba hocam, neden konuşmuyor …’ diye sordu. Ama anneler evhamlı olur biraz. Mertcan’ın Annesi Ayla Hanımda biraz fazlası vardı. 

Acaba gerçekten durumu fark edebiliyor, doğru tespitler yapabiliyor muydu? Ayla hanım toplumda sosyal ve faal bir kadındı… Kimsesiz çocuklara yardım toplayan bir dernekte başkan yardımcısıydı. Bir gün derneğinin organize ettiği bağış yemeğinde, bazı anneler kimsesiz çocukların kendi çocukları ile arkadaşlık yapmasını istemişti. Bunu bazıları biraz garip bulmuştu. 

        Oysa Mertcan’ın durumu biraz farklıydı. Neden Konuşmuyordu ki?  

        Çünkü ihtiyacı yoktu. Etrafında dadılar, bakıcılar ama özellikle annesi dört dönüyordu… 

Çocuğun hareket etmesine bile gerek kalmıyordu. Parmağıyla gösterdiğinde, bir ses çıkardığında, ‘aa, daa, uu bee, grr’ dese bile ne hikmetse ne istediğini anlıyorlardı.
Buna rağmen, bir süre sonra ilk okula başlamadan zor da olsa konuşmayı öğrenmişti. Bu sefer de okula uyum sağlamakta sıkıntılar yaşıyordu. Mertcanın hırçın ve asi davranışları vardı. Okul özel bir okuldu, özel müşterileri yani öğrencileri vardı. Tüm imkanlara sahipti. Müdür ebeveynlerin yani müşterilerin memnuniyetini en üst seviyede tutmayı kendisine bir amaç etmişti. Yani öğrencilerin yanlış davranışlarına olağanüstü tahammülleri vardı.

Ayla Hanım abone olduğu psikoloğu tekrar ziyaret etmeye başladı. 

        “Hocam, çocuk okulda kurallara uymuyormuş, ders çalışmıyor muş’ 

diye şikayetler var. Psikolog doğumdaki bir travmaya bağlamaya çalışıyordu olayı.Yine durumu tespit etmekte zorlanıyorlardı. 

        Ayla Hanım: “Neden bu kadar kural dinlemez, asi olur ki?”  

Diye sormaktan alamıyordu kendini. Çocuğum aslında zeki, akıllı bir çocuk diyordu kendi kendine. Ne de olsa annesi – babası zeki idi

Annesi ona kıyamıyordu, hatta bazen kocasıyla bile tartışıyorlardı. 

        “Bu çocuğu çok şımartıyorsun, çok yüz veriyorsun”  diyordu babası. 

Annesi onu daima savunuyordu. Bu kavgalar bazen çocuğun yanında oluyordu. Mertcan da babasının dediği gibi annesinden yüz buluyordu. Babası onu cezalandırmaya çalıştığında annesi karşı çıkıyordu. 

        “Ben bu çocuğu sokakta bulmadım” diye bağırıyordu. 

Bir süre sonra Mertcan zar zor, olağanüstü bir destekle Galatasaray Lisesini kazanmıştı. Annesi artık onunla gurur duyuyordu. Ama aslında onunla her zaman gurur duyacağını ve onu seveceğini ve her ne yaparsa yapsın onun arkasında olacağını söylüyordu.
Mertcan da kendisini ayrıcalıklı hissediyordu ve öyle de davranıyordu.
Tüketime düşkündü zaten. Ne de olsa halen bir dediği iki edilmiyordu. Her şeye olabildiğince kolay ulaşıyordu. İnsanlar ona sürekli tavizler veriyordu. Arkadaşların birçoğu ona benzer şartlarda yetişmişlerdi. Bazıları ise sürekli arkasını topluyordu. Aralarındaki iletişim çok kaba ve ilişkileri eğlence ve menfaat üzerineydi. 

DTÖ derki. “Bedel ödeyen bedel ödediğine düşkünleşir, bedel alan ise zalimleşir”. 

        Mertcan arada bir Babasının lüks arabasını gizlice kullanıyordu. Daha 16 yaşındaydı ama annesi arada bir kullanmasına göz yumuyordu. “Büyüdü artık oğlum, özgüveni gelişsin”. Diyordu.

Oysa özgüven; Kendinden emin olma hali. Kendisinden beklentisi yüksek, dış dünyadan beklentisi düşük olan kişi özüne güvenen kişidir. 

Acaba Mertcan için durum tam tersi değil miydi? O hep bedel alandı ve dış dünyadan beklentileri yüksekti.

Babası olanları öğrenince “Ne var ki? Zaten orman yolunda kullanıyor, hem direksiyon deneyimi kazanır”. diye kocasına cevap yetiştiriyordu.
Bir gün Mertcan arkadaşlarıyla aleme akmak için, Babasının lüks arabasının anahtarını aldı. O akşam Mertcan arkadaşlarıyla önce biraz demlenip sonra yola çıktılar. Başka bir arkadaşı da araba getirmişti. 

Aralarında iddialaşıp yarış yapmaya karar verdiler. O akşam hava biraz sisliydi. Ne de olsa orman yoluydu gittikleri güzergâh. Tam diğer aracı geçip, virajdan çıktığında karşılarında bir ışık göründü. El sallayan, yavaşla hareketi yapan insanlar vardı ama artık çok geçti. Çok hızlı olduğu için direksiyon hakimiyetini kaybetti ve oradaki arıza yapmış araçların içine daldı.

        Araçtan çıktıklarında ve arkadaşları cep telefonlarıyla olay yerine aydınlattıklarında vaziyetin ne kadar kötü olduğunu gördüler. Ortalık kan gölüne dönmüştü. Yaralılar vardı hatta birisi ağır yaralıydı. Mertcan ve arkadaşları panik halindeydi. Ne de olsa ehliyetsiz ve alkollü araç kullanıyorlardı. Ne yapsak diye fazla düşünmediler. 

İlk aklına geleni yaptı Mertcan:
Sürekli Bedel aldığı ve ona her durumda yardım edeceği biri vardı. Tabi ki annesi. Telefonda durumu anlatıp 

“Anneciğim bana yardım et” dedi… ve annesi her zamanki gibi arkasını toplamak için yola çıktı …

Annesi olay yerine geldiğinde halen insanları kurtarmak için fırsat vardı. En azından ambulansı çağırabilir di. Ama o, bunu yapmadı.

Bir insan bir insana düşkünleştiği zaman hatta bağımlılık haline geldiğinde neler yapar inanamazsınız. Bu bağımlılık (ona göre sevgi) başka insanlara o ölçüde merhametsiz davranacak kadar düşürür.

İnsanın nefsi kendinden ve kendinden olandan yana. İnsan istediğini elde etmek için de çok merhametsiz ve bencil davranışlar sergileyebilir.

O gece Ayla Hanım’ın yaptığı da böyle bir şey idi.

Çocuğunu alıp aynı gün yurtdışına kaçırdı. O kadar acele etti ki ambulansı bile çağırmadılar. Hatta yaralıların cep telefonlarını bile topladılar. Böylece onların da yardım çağırmasını engellediler. Ne de olsa onları ihbar edebilirlerdi. Kaza yerinde ağır yara alan genci ölüme terk ettiler.

Bunlar hem ahlaka hem de yasalara aykırıy dı ve ağır cezası ve sonucu olacaktı. 

Ama insan anlık menfaatten dolayı yanlış yaptığını anlamaz. Doğruyu yaptığını zanneder. Karlı çıkacağını düşünür. Ama öyle değil tabi. Hayat adildir ve kesin olan, 

... Yaratıcı adildir!

Artık sadece bu dünyada değil diğer dünyadaki ahvalini de karartmış oldu. Bu dünyada insanlar size zarar verebilir, malınıza canınıza zarar verebilir. Hatta canınızı alabilir. Nihayetinde gideceğimiz yere biraz erken ya da zamansız gitmiş oluruz. İşte o insanlar için asıl büyük hüsran budur.

Bu öykü yıllar evvel örüldü. Bu sonuca gelecek sebepler oluşturuldu.  

İnsanın açlığı, istekleri bağımlılık haline dönüştüğü anda, adaleti bozduğunda, kaybetmeye mahkûmdur.



Yorumlar

  1. Bir insan kendi elleriyle en sevdiği insanı böyle zalimleştiriyor demek ki... Ne güzel de açıkladınız🙂

    YanıtlaSil
  2. Çok etkileyici. Gerçekliğin tüyleri diken diken etmesi. Sebeplerimizle dizayn olmuş bir hayat ne kadar adil sonuçlarında oysa. Şimdi bütüne bakınca ne kadar net tutarlı.

    YanıtlaSil
  3. Yasalar ama hangi yasalar yargılayacak / u durumda Mertcan ı annesi amerikada doğurmuş olduğu için / Mertcan da Amerikan vatandaşı ve Amerika da suç ilemediği için / ülkesine de İADESİ söz konusu değil. / Ancak ilahi yasa işleyecek / görüp şahit olmak nasip olur inşallah

    YanıtlaSil
  4. İnsan bağımlılıktan kurtulamayınca kendisi için hak olduğunu düşündüğü zannından dolayı başkalarının hakkına tecavüz edebildiği gibi ona zararda verebilir sebep aslında o an bilincin kapanması kendine hakkı olarak gördüğünü başkasına yakıştıramaz

    YanıtlaSil
  5. Bu öykü yakın zamanda olan bir yaşanmışlığı deşifre ediyor

    YanıtlaSil
  6. Muhammed Yalçın4/27/2024 03:56:00 ÖS

    Keşke insanlar iyi niyetle kötü işler yaptıklarını anlayabilseler. Emeğinize sağlık çok güzel bir yazı.

    YanıtlaSil
  7. Gerçeği görsede kabul etmesi zor..

    YanıtlaSil
  8. Gerçek gerçekleşir...

    YanıtlaSil
  9. Zararı en çok da sevdiklerimize veriyoruz, bilmeyince...

    YanıtlaSil
  10. Farkında olmadan en yakınımızdakilere nasılda zararlar veriyoruz.hiç düşünmüyoruz.

    YanıtlaSil
  11. Yasa
    Kural
    Ne dersek diyelim GERCEK her zaman her yerde ustundur...
    "Alma mazlumun ahini cigar aheste aheste... "
    "Ertelenen her sey buyur"
    Yasa devreye girecek
    ALLAH iki tarafinda yardimcisi olun diyelim 🤲
    RABbimiz
    Bizlerin de duygularini pasif
    Bilincimizin acik olmasini nasip
    eylesin 😉🤲

    YanıtlaSil
  12. Hak edene, hak ettiğinden fazlasını veya azını vermek adaletsizlik olur ve kul ne kadar adaletsiz olsa da Allah’ın mutlak adaleti bir gün tecelli eder.

    YanıtlaSil
  13. Adil olan Allah, adaleti mutlaka tecelli eder. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  14. İnsanın fili olarak olumlu veya olumsuz ne yaparsa yapsın, onu mutlaka bir takip edenin bilincinde olması vicdanı ortaya çıkarır. Kendi kendine sorduğu (doğru mu yada yanlış mı yaptım ) sorusunun cevabı işte burda gizlidir

    YanıtlaSil
  15. Gerçek gerçekleşecek...

    YanıtlaSil
  16. Şahsi menfaatler için bağımlı olduğu şeyler uğruna Yasayı değiştirebileceğini kurumları değiştirebileceğini zannedenler acaba sonucun bir gün onların aleyhine döneceğini hiç düşünemezler mi düşünmek mi istemezler. Gerçeklerle yüzleşmek işte bu kadar acı verir sonuçta insana bağımlı olduğu şeyin uğruna kendi hayatını ve geleceğini de attığı olumsuz sonucun ne olduğunu bilemediği bir yaşanmış şekli çok acı

    YanıtlaSil
  17. Çocuklarımıza imkan sağlamak hiçte sandığımız gibi değilmiş…

    YanıtlaSil
  18. Kaleminize sağlık, yerinde bir tespit olmuş. Özgürlük vazgeçebilmektir, eğer ki vaz gecemiyorsunuz bağımlısııniz, o zamanda bir köle ve bir efendi vardır. Bu ilişkiyi buraya getirmek için insan çok ama çok uğraşır, bir insanı rahatlık tuzağına düşürmek sadece ona ve kendine zarar vermek değil onun bütün ilişkilerine ve çevresine zarar vermektir.

    YanıtlaSil
  19. Yetiştirilirken yapılan yanlışların bedelini çocuklar hayatın gerçekleriyle yü,leştiğinde çok acı şekilde yaşıyor.. ebeveynlerin mutlaka okuması gereken gerçekler,elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  20. Hayatın tam içinden bir öykü

    YanıtlaSil
  21. Bugün attığımız adımımız yarınımızın yönünü belirler. Sebep sonuç ilişkisi..

    YanıtlaSil
  22. İngilizce mother tongue denir... Neden çünkü anne yetiştirendir.. onun etkisi çok önemli... Biraz sümüklü biraz sümsük olsa kıyamet kopmaz... Biraz salmak lazım çocukları... Kendi de çorabını seçme hakkı bile yok... Bildiğin köle gibi yaşamak

    YanıtlaSil
  23. Merhaba elinize sağlık. İnsan aynen kendi ödediği bedelleri ile kendi bağımlılığını oluşturuyor..

    YanıtlaSil
  24. İmkanları kesilen her çocuk hareket etmek durumunda kalıp çözüm üreten bir hale geliyor.. anne babalar kıyamadıkları için çocuklarına kötülük ettiklerinin farkında bile değiller.

    YanıtlaSil
  25. 'Ben çektim çocuğum çekmesin' ile başlayan öyküler, devamında çok acı da olsa çocuğuna kul olmaya giden bir yola çıkabiliyor. Daha da acısı, yüksek lisans, doktora mezunu ailelerin böyle davranabiliyor olmaları.

    YanıtlaSil
  26. İnsan kendi acısını çekmek istemediği için, evladına ne kadar yanlışlar yapabiliyor.. insanın en büyük yanılgılarından. Halbuki bedel ödediğinde güçlenecek..

    YanıtlaSil
  27. İnsan bağımlı olduğu konuda adaletine geven olmuyor ..

    YanıtlaSil
  28. Marifet ve sorumluluk için bedel şart..elinize sağlık

    YanıtlaSil
  29. İyi niyetle yaptığımız birçok davranış etrafımızdaki insanların bozulmasına sebep oluyor. Bedel konusunu iyi bilmek gerekiyor.

    YanıtlaSil
  30. İmkanın insanı yükselteceğini düşünmek ne büyük yanılgı

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BEDELSİZ İSTEK KABUL OLUNMAYACAK DUA’DIR

BİR YÖN MESELESİ

DİSİPLİN BENDEN SORULUR !!!

HAYATTA HER ŞEY GEÇİCİDİR

SÜPER BABAANNE!

HIZLI VE HAZLI

KARIŞIK İKİZLER

İYİLİĞİN KARŞILIĞI BAŞKA NE OLABİLİRDİ Kİ?

KOCA BEBEKLER!