KEŞKE FARK EDEBİLSE MİYDİN?

Gökhan küçüklüğünden beri çok hareketli bir çocuktu. Aynı zamanda konuşmayı da çok seviyordu. İki abla ve bir erkek kardeş ile beraber ailenin 4 çocuğundan biriydi. Evin en küçüğü olmamasına rağmen dikkat çekmeyi ve ilgiyi üzerine toplamayı başarıyordu. Ön plana çıkmak en büyük motivasyon kaynağıydı. Bu yüzden kardeşlerine pek fırsat tanımazdı. Kalabalık bir aileyi idare eden ebeveynleri ise Gökhan’ın bu hareketliliğini kardeşlerini oyalamak için kullanıyordu. Gökhan’ın enerjisini kardeşlerini eğlendirmeye yönlendiriyorlardı.  Böylece kendilerine biraz olsun zaman ayırabiliyor lardı.

Okul çağına gelen Gökhan artık kendini göstermeyi daha da önemsiyordu. Daha öğretmenleri bir şey anlatmadan o bir şeyler söylemek istiyordu. “Öğretmenim, bir şey söyleyeceğim” diye başlayıp, alakasız şeyler anlatabiliyordu. “Hani geçen derste yumurtalı deneme yapmıştık ya işte onu ben evde de yaptım biliyor musunuuuz?” Arkadaşları başlarda dersin kaynamasından dolayı eğleniyorlardı ama artık ders işleyemez hale gelmişlerdi. Bu da onların canını sıkıyordu. Çünkü, sınava çok az kalmıştı ve halledilmesi gereken daha çok konu vardı.

Gökhan’ın anlatacak bir şeyi yoksa mutlaka göstereceği bir şeyi vardı. Dersin ortasın da “Bak ayakkabılarım yeni, basınca ışık çıkıyor.” Yan masadaki Azra’ya hava atıyordu. Azra çok ilgilenmese de daha iyi göstermek için ayakkabıyı ayağından bile çıkardığı oluyordu. Beğeni ve ilgiyi üzerine çekmeye o kadar odaklanmıştı ki sınıfa yayılan kötü kokuyu tek fark etmeyen oydu. Öğretmeninden fırça da yese Gökhan’ın dur durağı yoktu. Ödevlerini ya eksik yapıyordu ya da hiç yapmıyordu. Çünkü çoğu zaman ödev verilirken başka şeylerle meşguldü. Dolayısıyla verilen ödevi tam algılayamıyordu.

Teneffüslerde pat diye bir yere dalmasından herkes bıkmıştı. Ya muhabbetin içine ya da oyun oynanırken kimse davet etmese de sahaya… Gökhan’ı idare eden tek arkadaşı Ferhat’tı. Ferhat pek konuşmayan, sakin ve erken yaşta olgunlaşmak zorunda kalmış bir çocuktu. Anne ve babası yakın zamanda boşanmıştı ve kendisine ilginin azaldığı zamanlarda kendi kendiyle ilgilenmeyi öğrenmek zorunda kalmıştı. Gökhan çoğu zaman “Biliyor musun seninle çok eğleniyoruz ve beni en iyi sen anlıyorsun” dese de Ferhat içinden “Keşke bazen sen de beni dinlesen ve anlasan” diye geçiriyordu. Ferhat, sınıf arkadaşına bile abilik yapmak zorunda kalmıştı.

Yıllar geçmişti ve Gökhan artık üniversiteyi bitirmişti. Bir TV Yayın platformunun çağrı merkezinde bir iş bulmuştu. En iyi yaptığı şeyi yapacaktı, konuşacaktı. Gelen çağrılar genelde müşterilerin belirli talep ve problemleri üzerine oluyordu. Gökhan ise problemi anlamadan kampanyalardan bahsediyordu. Kendince önerilerde bulunuyordu ve sonucunda dertleri dinlenmeyen müşteriler kızıyordu ama Gökhan yine de bildiğini yapıyordu.

Görüşmelerimiz kayıt altında, başka yardımcı olabileceğim bir konu var mı?”

Ne başka konusu, bir konu vardı onu da halledemediniz, beni dinlemiyorsunuz bile!

Hayat devam ediyordu ve Gökhan farklı sahnelerde benzer tepkiler veriyordu. Bir süre sonra Gökhan ısrarlarıyla ilkokul aşkını ikna edebilmiş ve Azra ile evlenmişti. Gökhan küçüklüğünden beri insanlarla yolunun kesiştiği herkeste benzer izler bırakmıştı. Kime sorsanız  

“Kendini göstermeyi seven Gökhan’ı kim tanımaz. Bizim nam-ı diğer çenebaz Gökhan. İyidir hoştur ama sürekli bir şeyler anlatır. Karşısındakini hiç dinlemez.”

Eve yaklaşırken eşini arayan Gökhan ısrarla eşini pencereye çağırıyordu. Telefonda heyecanla ona bir şeyler anlatmaya çalışan eşini yine dinlemiyordu. Gökhan baba olacağının haberini alacaktı. Eşi büyük haberi verebilmek için eve gelmesini bekliyordu. Gökhan ise arabasına yeni bir parça taktırmıştı ve eşine mutlaka göstermeliydi. Telefondaki ısrara artık pes eden eşi pencereye çıktığındaysa arabaya takılan parçadan önce hatalı park edip site çıkışını kapatmış olmasını gördü. Sonra kafasını çevirdiğinde komşunun da park yerini ihlal ettiği kendisine tepki gösteren komşusuyla tartışmaya tutuşan kocasını gördü. Büyük haber için evde her şey hazırdı. Azra özenle hazırladığı güzel bir yemekte söyleyecekti. Gökhan eve geldiğinde aşağıdaki olayları anlatıp gazını atıncaya kadar bekledi. Fakat kendine sıra bir türlü gelmeyince Gökhan’a çok kızdı. Sinirinden çatlayan Azra erkenden gidip uyudu. Ancak birkaç gün sonra baba olacağını Gökhan’a söyledi.


Birkaç yıl sonra artık Azra Gökhan’a bölemeyeceği bir sürpriz hazırlamıştı. 

Ona bir mektup bırakmıştı ve kızıyla beraber bir süreliğine annesinin evine gitmişti. 

Keşke fark edebilse miydin? diye başlıyordu.

            “Bir şeyler anlatmaya başlamadan önce karşında biri olduğunu,
            Karşındakinin de duygularının olabileceğini,
            Bazen mutlu bazen mutsuz olabileceğini,
            Bir derdi var mı? Neşesi yerinde mi?"

    Senin anlatacakların belki ihtiyacı değildir. Başka bir şeye ihtiyacı olabilir mi? 
    Bunu ancak dinlemeyi bilenler anlayabilirdi.


---------

“Milyarlarca insan içinde, “bir” kişinin ne önemi olabilir ki?
Bunun cevabını o “bir” kişiye sorun!”
Yahya Hamurcu

Yorumlar

  1. İnsanoğlu aslında her şeyi kendine yapıyor. Hayatında yanlış yaptığını gösteren işaretler olmasına rağmen algılamıyor. Yada algılamak istemiyor. Böylelikle aynı yanlışı defalarca yapıyor. Hatta birde bunu çok normal görüyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BEDELSİZ İSTEK KABUL OLUNMAYACAK DUA’DIR

“ANNECİĞİM BANA YARDIM ET”

BİR YÖN MESELESİ

DİSİPLİN BENDEN SORULUR !!!

HAYATTA HER ŞEY GEÇİCİDİR

SÜPER BABAANNE!

HIZLI VE HAZLI

KARIŞIK İKİZLER

İYİLİĞİN KARŞILIĞI BAŞKA NE OLABİLİRDİ Kİ?

KOCA BEBEKLER!