ANLAMLARININ VE EYLEMLERİNİN SARKACINDA SALINAN İNSAN

    Caddelerde yürürken ya da bir parkta otururken,
İşe giderken ya da dönerken,
Yolda, evde, çalıştığı işyerinde, fabrikada ya da okulda,
İnsanları hep bir şeyler yaparken görürüz…

Hiç düşündünüz mü; bu kadar insanı hayatta böyle farklı farklı yerlere koşuşturan,

    Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar dünyanın dört bir tarafında, bir şeylerin peşinde harekete geçiren şeyler nelerdir? Ya da tam tersi eylemsizliğe geçirip, hayattan elini ayağını çektiren şeyler nelerdir?

Hayatın akışında ya da durağanlaşan anlarında insana kararlar aldıran o etkili güç nedir?


    Ya da şöyle de sorulabilir;

İnsanı bir ömür boyu hayatta bir yerden bir yere, zaman ve mekan ne olursa olsun sürükleyen,

Bazen güldüren, bazen ağlatan, bazen düşündüren, bazen öylesine boş boş gözlerle etrafına bakmasına neden olan nedir?

İnsan ve hayatta onu anlamlı kılan şeyler ne olabilir diye sorulduğunda bu ve buna benzer sorular hemen akla geliyor.

    İnsan, içine doğduğu sosyal çevre ile hayata tepki vermesi istenen ya da beklenen özel bir canlıdır. İstese de istemese de yaşamın önüne koyduğu sorulara hep cevap vermesi beklenir. Eksikliklerini gidermek ve problemlerine çözüm bulmak için diğer insanlarla ve çevresini oluşturan doğal ekosistemle uyumlu olmak zorundadır. Peki bunu nasıl başaracak? Bir ömür kendine nasıl yön verecek ve nasıl bir hayat inşa edecek?

Yöntem;

İnsanın önce kendindeki cevheri, yani kendisini ve onu anlamlı kılan iç dünyasını tanımasıyla başlıyor.

Binlerce yıllık antik kalıntılar da bile görüyoruz, duvarlara doğru cevabı o gün de yazmış insanoğlu;

“Kendini tanı…”

    İnsanın kendini tanıması ile yolculuğu başlıyor. Tanıyabilmek için de önce algıladıklarına gitmesi gerekiyor. Algıladıklarıyla davranışlarını şekillendirir ve davranışlarıyla da yaşantısını ve çevresini dizayn eder. Yaşarken hissettikleriyle de yavaş yavaş o insanın anlamlar dünyasını oluşturur.

    İnsanı insan kılan, tüm diğer canlılardan ayıran en temel özellik, en önemli ayrıcalık, hayatta görüp, işitip, koklayıp, dokunup algıladığı varlığa -bilinçli ya da değil- yüklediği anlamlardır.

Yani insan anlamlarının toplamıdır.

    Algıladıklarımız kadar hayata tepki veririz. Karşımızdakilere o doğrultuda iletişime geçmeye, aktarımda bulunmaya çalışırız. Bazen insanların hayata, olaylara verdikleri tepkilere kızarız, üzülürüz, şaşırırız.

Ama bilmeyiz ki o insan neler yaşadı, başına neler geldi, o olaydan neler öğrendi? O insanın deneyimlerine verdiği anlamlar iç dünyasını inşa etti. 

Kendini tanımayan insan karşısındakiyle de nasıl iletişim kuracağını bilemiyor ve çok sayıda iletişim problemleriyle karşılaşıyor. Mesela günümüzde artık hemen herkes bir şeyler anlatmaya, karşısındakini ikna etmeye çalışıyor. Kimse kimseyi dinlemek istemiyor. Dinleyip anlayıp buna göre bir davranış göstermeyi düşünmüyor. Diyalog kültürü yerini monolog’un sığlığına bıraktı.

    Sonuç ise ben merkezli bir toplum düzeni…

İnsanın neyi algıladığı hayati öneme sahip. Çünkü iç dünyasındaki gerçeklik, duygularını, kararlarını bu zemin üzerinde oluşturur. Kendi anlamlar dünyasını inşa eder ve tüm hayatını şekillendirir.


---------

“Milyarlarca insan içinde, “bir” kişinin ne önemi olabilir ki?
Bunun cevabını o “bir” kişiye sorun!”
Yahya Hamurcu

Yorumlar

  1. Bu devirde herkesin aşırı ilgi açlığı var. Sosyal medyaya bakın insanlar sırf ilgi çekmek için neler yapabiliyorlar. Genci de yaşlısı da böyle. Buda insanı ben merkezliğe itiyor. Kimse kimse ile ilgilenmiyor. Kimse kimseyi dinlemiyor bile. Sosyal toplum olmaktan çıkmaya başladık. Aynı evde bile bir birimize yabancı olmaya başladık. Bunun da çok ciddi sorunları oluyor maalesef

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BEDELSİZ İSTEK KABUL OLUNMAYACAK DUA’DIR

“ANNECİĞİM BANA YARDIM ET”

BİR YÖN MESELESİ

DİSİPLİN BENDEN SORULUR !!!

HAYATTA HER ŞEY GEÇİCİDİR

SÜPER BABAANNE!

HIZLI VE HAZLI

KARIŞIK İKİZLER

İYİLİĞİN KARŞILIĞI BAŞKA NE OLABİLİRDİ Kİ?

KOCA BEBEKLER!